10 Temmuz 2012 Salı

Başlık


   İstesem de kış mevsimini sevemiyorum. Yağmurda ıslanmayı da sevmiyorum, kartopu oynamayı da. Zaten kardan adam yapmak kadar saçma bi olay yok yani. O kadar uğraşıyosunuz enayi gibi. Ne zevk alıyosunuz bilmiyorum.

   Kayak yapan insanlar da kendilerini entel sanmıyosa bi daha kokoreç yemek nasip olmasın. Dağın tepesine  çıkıp iniyosun alt tarafı, neyin tribindesin yani. Ayrıca biri yüzüme kartopu atarsa benim burnum kızarır sümüklerim akar.

   Yağmuru evden izlemeyi seviyorum. Elimde kahvemle camdan dışarı bakıp yağmur sesini dinleyip huzur bulmayı seviyorum. Ama öyle dışarı çıkmaya gelemiyorum. Yok sevgilimle el ele yürüyeyim romantiklik olsun falan. Öyle romantiklik mi olur ya saçım başım dağılır benim makyajım akar. Onun yerine alın sevgilinizi yanınıza birlikte patates kızartın derim. Zira en büyük mutluluk olabilir.

Dipnot

 
   Her zaman güçlü olmak zorunda olmayı sevmiyorum. Her elime attığım işi yapmayı sevmiyorum. İnsanların benden bi şeyler beklemesini sevmiyorum.

   Sarılmayı seviyorum. Huzuru seviyorum.
   Huzur olmak istemiyorum. Birileri huzur olsun istiyorum. Bencil olmak istiyorum.

   Çok şey istemiyorum.
 

8 Temmuz 2012 Pazar

Kahvaltıda Karpuz Yemek


   Düzgün bir beslenme programı olan bir insan değilim. Kaldı ki önümüzdeki ay ne yapsam diye plan yaparak bu ayı kaybetmeyi seven bir ayı da değilim. Bu yüzden yediklerime içtiklerime çok dikkat etmiyorum. Zaten hiç de sevmem diyet yapan insanları. Yani neyi seviyosam ya da canım o an neyi istiyosa onu yiyorum.

   Kahvaltıda sucuklu yumurta, öğle yemeğinde sarma üzerine çiğköfte akşam ise kokoreç yediğim günler çok oluyo.  Ama herhalde en büyük çılgınlığımı geçen gün yaptım:
   'Kahvaltıda karpuz yemek'
   Evrene nah çekme tarzı olarak nitelendiriyorum bu çılgınlığımı. Ha bi de son dönemlerde etkisini iyice artıran sıcaklara tepki olarak da değerlendirilebilir.
 
   Sıcaklar demişken son günlerde yukardan birileri 'sen yanmazsan ben yanmazsam biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa' dercesine bir hava akımı gönderiyor bizlere. Samimiyetsizliğin en üst noktası da sıcak esen rüzgardır şüphesiz. Neyse çarpılmadan yazımı tam....

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Hayat Kısa Kuşlar Uçuyo.

   Her insan gibi şarkılardan etkilenen bi bünyem var. Hayatımdan çok önce çıkmış şarkılar bazen öyle anlarda kulağımda yankılanıyo ki, hassiktir at kafası diyorum. Anne yine bana kızacaksın ama sana kaç kere karıştırma yazılarımı dedim. Seni seviyorum büyük papatya prenses. Neyse. Öyle bi müzik bağımlılığım var ki rüyamda bile konser verir oldum. Her akşam alevli şortumu giyip kumsalda akdeniz akşamlarını çalıyorum xD Tamam tamam ben zurna değilim ciddi olabilirim. Jimi Hendrix'e aşık olduğumu bilirsiniz herhalde. Takıntı derecesinde. Erkeğim benim.

   Kızlar yaz aylarında seksi olma olayını çok yanlış anlıyosunuz. Platform topuklu ayakkabılar kendinizi seksi sanmanız için yok. Onu giyince seksi olduğunuzu düşünmeyin derim. Seksilik o değil. Bu arada platform topuk giyebilecek biri değilim. Bez ayakkabılar benim işim. Zaten 15 cm fazlaya ihtiyacım da yok. Ay ben düşerim.
 
   Lisede kızlar tarafından çok sevilen biri değildim. Ama şöyle bi şey var ki o zamanlar bana uyuz olup hala şu satırları okuyan çok kız var. Kıskanç mısın? Allah başka dert vermesin.
 
   Sürekli mesajlaşmak isteyen sevgiliyle imkanı yok olmaz.

   Belki inanmayacaksınız ama aşk filmlerini çok seviyorum.

   Bi van kedisi aldım. İsim olarak Davlumbaz, Çaydanlık, Ispanak ve Mantar'da kararsız kaldım ve sonunda Mantar'da karar kıldım.

   Aşk acısının temmuzda çekileceğine inancım yok.

   Az önce artık eriğin bittiğiyle ilgili tweet okudum ve sırf bunun için oturup ağlayabilirim.

   Son bir haftada herkese değer verilmemesi gerektiğini tekrar öğrendim.

   Ailesine bağlı erkeklere sıcak bakıyorum.

   Ananası hep çok zenginler yer sanıyodum. Markette ucuz olduğunu görünce şaşırmıştım.
 
   Ne Melisler tanıdım çok çirkin, ne Rukiyeler tanıdım çok güzel. Hayat zor.

   Geceleri çok eğlenebilen insanları severim.

   Kaybedenler Kulübü müziklerini hala çok seviyorum.

   Artık sprite'lara biri ağzını yalamıştır diye kötü gözle bakıyorum.

   Siyahı çok seviyorum.

   İnsanlardan intikam almaya gerek bile duymam.

   Ve birazdan denizin serin sularına kendimi bırakıcam, kıskanmaya başlayabilirsin. Ama seni sevdiğimi unutma sevgili okur. Ha bi de aşık olma.

   Bu arada aklıma gelmişken aranızda bi tarafına kaş göz çizse benden daha güzel olacağını savunan tatlı kızlarımız varmış. Onlara da buradan selam göndermek istedim.


 
 

21 Haziran 2012 Perşembe

Ah, siz kızlar.


   Selam kızlar.

   Selam beni seven kızlar. Ya da sevdiğini zanneden kızlar. Aslında hiç sevmeyen kızlar.

   Aslında haklısınız. Ben siz olsam ben de kendimi sevmezdim. Çünkü sizin gibi değilim. "Sen kız değil misin ehehe" dersen sapına kadar kızım, ama erkek gibi kızım. Ne derler, kız oğlan kızım.

   Sorunum şu ki; sizden biri olamıyorum. Sizi kıskanmıyorum. Aslında bu bi sorun da değil bana göre. Sizin adınıza konuştum.

   Ne bileyim mango'daki kıyafetleri konuşmak, makyaj, kıl-tüy, "ayy berk bana bugün çok güzel olmuşsun dediiii", "ya yine cevap vermediii :(" muhabbetleri yapmak gerçekten çok sıkıcı. Zaten bu muhabbetleri yapamıyorum. Ya bi kere alışverişe çıkıp ihtiyacınız olmayan şeyleri ne diye alıyosunuz ki? Çok mu zenginsiniz yani nedir? Ayrıca ben yoruluyorum ya bacaklarım falan ağrıyo dolaştıktan sonra. Ha ama bak ortak noktalarımızdan biri ayakkabılar. Ayakkabıları seviyorum. Bi dolap olsa yine de alırım gibi geliyo. Evet şimdi sen de herkes gibisin missbonnus.

   Belki de çocukluğumun etkisi vardır böyle olmamda. Küçükken de çok kız arkadaşım yoktu. En önemlisi küçükken benim barbie bebeklerim yoktu. Annemler bebek alırdı da kenara atardım. Allah allah ne yapayım ben bebeği ya oturup muhabbet mi edicem onla. Oyuncak tabak çanak al da bebeğe ne gerek var. Koyuyosun kenara duruyo mal mal. Neyse. Arabalarla büyüdüm ben. Küçük küçük renkli renkli bi sürü arabam vardı. Şimdi tahmin edersin. Şaka şaka bi şey tahmin etmediğini biliyorum. Sadece bu vosvos aşkım da küçüklükten gelen bi şey diyecektim.
 
   Mahallemizdeki çocuklar ip atlayan kızlar ve maç yapan erkekler olarak ikiye ayrılırdı. İp atlayan kızlardan birini dövdüğüm için o grubu pek sevmezdim. HAKEDEN KIZLARA EL KALKAR. Kızın ne yaptığını belki sonra diğer yazılarda size aktarırım. Ben maçların vazgeçilmez kızıydım. Her top oynanmaya başlamadan biri zile basardı ve ben hemen aşağıda biterdim. Ayrıca alman kalesini çok severdim. Tabi onu oynadığımızda biraz daha büyükçeydim, yavaş yavaş abla olmaya başlamıştım.

Dipnot: O zaman da Fenerbahçeliydim.

   Sonracığıma. Bi torba misketim vardı. Misket oynamazdım ama misketleri çok severdim. O kadar değişik oluyodu ki içleri, resmen ilgi duyuyodum. En son bi tane vazonun içine atmıştım onları. Annem sağolsun bi gün atma kararı almış. Öğrendiğimde onun için kavga etmiştik.

   İşte ben böyle büyüdüm. Kızlar diyodum en son dimi. Evet kızlar. Üzgünüm kızlar ama erkek muhabbetleri de, eğlenceleri de, ortamları da bizimkilerden çok daha güzel. Siz bana "çok erkek kafalısın" diyosunuz ya, çünkü çoğu erkek sizden daha mantıklı.

   Eğer aranızda benim gibi kızlar varsa bence çok iyi arkadaş olabiliriz.

   Selam Kızlar.

(Aslında bi tane de şarkı ekleyecektim ama daha blogta yeni olduğum için beceremedim. O yüzden size böyle bi şey hediye ediyorum: http://www.youtube.com/watch?v=MCRzq-s9YdI )

AYNA

   İyakşanlar kankasporlar. Bugünkü dersimizin konusu ayna. Grup olan aynadan bahsettiğimi düşünenler için çıkışlarımız sağ taraftan.

   Ayna (netteki kayıtlara göre) bundan 4.000 yıl önce bulunmuş. Şimdi bu olayla ilgili benim kafama takılan bi soru var:

  "Aynanın icadından önceki insanlar ne yapıyordu?"

   Bi düşünsenize kardolar. Hayatınızda ayna yok. Ben bile güzelliğimin farkında değilim.

   Hayat ne kadar boktan olurdu öyle değil mi?

20 Haziran 2012 Çarşamba

KANKA SEN NABER YA?


   Selam birbirlerine sürekli kanka diyen kızlar.

   Ya da kanks diyen kızlar. Siz naber?

   Öncelikle kafanız çok güzelmiş güle güle kullanınız. Sizi 1dakikalığına kendinizi dışardan görmeye davet ediyorum. Gerçekten o kadar itici bi görüntüye sahip oluyosunuz ki anlatamam. Harbi nasıl anlatıcam bakalım şimdi. Neyse.

   Kanka dediğin bi tane olur. Kankardeşim dersin. Ama herkese sürekli "kanka kanka xd" demezsin. Dersen de ben seni sevemem. Bu gerçekten umrunda biliyorum.

   KANKA DİYEN KIZLARDAN DAHA İTİCİLERİ DE VAR BEBEYİMLER.
   Acı ama gerçekten var.

   Hazır mısınız?

   KANKİ DİYEN ERKEKLER.
   Yakın arkadaşlarım bile bunu diyorken, burama kadar gelmemesi imkansızdı. (Buram: sağ elim çenemin hizasında) Beyler, yapmayın etmeyin. Kanki demeyin. Kendinizden soğutmayın. Ne kanki kanki ya. KANKİ NEDİR YANİ?
 

    Şimdi ZAMKİLER, kanka diyen kız da, kanki diyen kız da, kanka diyen erkekte, kanki diyen erkekte benden uzak dursun. Kanks, kenks diyenlerle zaten muhattap bile olmam. "KIZIM" diyen insanla da arkadaşlığımı keserim. O kelimeye de o kadar ayar oluyorum. Onlarla aynı kaldırımda dahi yürümeyelim mümkünse, teşekkürler KANKİNOLAR.